muhtesem güzellil the great beauty tarakli kirpi 445X640

Muhteşem Güzellik (2013)

Seyahat etmek yararlıdır, hayal gücünü geliştirir.

Geriye kalan her şey hüsran ve angaryadır.

Yolculuğumuz tümüyle hayalîdir. Gücünü buradan almaktadır.

Yaşamdan ölüme yol alır.

İnsanlar, hayvanlar, şehirler, olaylar birer hayal ürünüdür.

Bu bir romandır, yalnızca kurgusal bir hikâyedir.

Littré öyle söylüyor ve o hiç yanılmaz. Ayrıca o kadarını herkes yapabilir.

Siz sadece gözlerinizi kapayın. O, yaşamın diğer tarafındadır.

Louis-Ferdinand Céline

-Gecenin Sonuna Yolculuk-

Bu sözlerle açılan, Paolo Sorrentino’nun yönettiği, La Grande Bellezeza/ The Great Beauty (Muhteşem Güzellik) filmini izlemiş miydiniz? Ben birkaç gün önce izledim. Bir psikolog dostum tavsiye etmişti. Stendhal Sendromu üzerine konuşuyorduk. Bu, kısaca bir sanat eseri karşısında büyülenmek aşırı heyecan duymak ve kalp çarpıntısının hızlanması ile bayılmakla sonuçlanan bir tür sendrom. Hatta Japon bir turistin başına böyle bir şey gelmişti. Ki film böyle bir sahneyle açılıyor.

Roma’nın büyüleyici atmosferinde geçen filmde ogibi oyuncular rol alıyor. Birçok festivalde yarışan film, 86. Akademi Ödülleri’nde “Yabancı Dilde En İyi Film” ödülünü kucaklamış, Altın Küre ve BAFTA’da da ödüller almıştır. Ben de naçizane filme epik bir sinema şöleni diyebilirim canım efendim.

Başkahramanımız 65 yaşına basmış bir yazar olan Jep Gamberdella. Kendisi gençliğinde yazdığı “The Human Camera” (İnsanlık Aparatı) ile ses getirmiş, prestijli edebiyat ödülünün sahibi olmuş bir yazardır. Verdiği bu uzun aradan sonra yeni bir kitap yazmanın vaktinin geldiğini hissediyor. Fakat Roma’nın o dejenere gece hayatından kendini alabilecek ve bunu başarabilecek midir?

Bu aslında bir mekânla bütünleşmiş bir yüzleşme hikâyesi diyebiliriz. Jep belki de hayatında kirlenmemiş tek şeyin ilk aşkı olduğuna inanıyor ve sık sık geçmişe gidiyor. Bunu şatafatın, partilerin ve yüksek sesli eğlencelerin arasında yapıyor. Jep’i arkadan takip eden kamera olayların içine çekilmemizi kolaylaştırıyor. Filmde Jep ve Roma’nın güzelliği arasında hep bir tezatlık varmış gibi hissediyorsunuz canım efendim. Kahramanımız hüznün kollarına atılıyor, muhteşem güzelliğe ulaşamıyor gibi görünüyor.

Sizin de bana Stendhal Sendromu yaşatacak kadar iyi film önerileriniz varsa bana yazın Sayın Taraklı Kirpi okurları. Böylece sırtımda yeşertmeye devam edeyim. Esen kalın.

 

Merhaba, ben Taraklı Kirpi. Dostlarım bana böyle hitap ederler. Çünkü sabahları yüzümü yıkadıktan sonra süslenmeye başlarım. Önce sırtımı tararım. Bazen de iğnelerime jöle sürerim. Çünkü değişiklik iyidir, dalgalanmak da lazım değil mi? Kremlerimi de sürdükten sonra tekli koltuğuma kurulurum. Pek az dışarı çıkarım. Dostlarımı evimde ağırlarım. Okurum, izlerim, düş görürüm. Bazen aynamdan yansıyanları bazen de masallarımı anlatırım. Ev işleri, bitkiler, güzellik, sağlıkla ilgili faydalı bilgiler veririm. Bazen iğnelerim dostlarıma batar. Hayatın sivri uçları da var öyle değil mi? Ama ben acıttığım yeri çiçeklendirmesini de bilirim. Bir kirpiyim ama sırtımda pamuklar yeşertebilirim.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

on dokuz − on altı =

Kirpi Aynası Kategorisindeki En Son Yazılarım